BU ÜRÜNDE %70 İNDİRİM VAR!

“Hikaye odaklı oyunlar ölüyor mu?” endişesine hiç kapılmadım. Çünkü son yıllarda başta Divinity: Original Sin serisi olmak üzere o kadar iyi oyunlar çıktı ki, böyle bir endişenin filizlenmesine imkan dahi tanımadı. Hayır, hikaye odaklı oyunlar ölmüyor. Sadece AAA oyunlar dışında bir şey bilmeyen oyuncular paniğe kapılıyor. İşte savımı güçlendirecek bir oyun daha: Tower of Time.ToT, asıl amacı hikayesini anlatmak olan, bunu da hakkıyla yerine getiren bir taktik RPG. Oyunumuz, klasik fantezi ırkları olan, İnsan, Cüce, Elf dışında Frostling ve Shadow ırklarının yer aldığı, Artara adındaki bir gezegende geçiyor. Artara'nın post apokaliptik dönemine denk geliyoruz. Kontrolsüz büyü kullanımı yüzünden gezegen ölme noktasına gelmiş, medeniyetler çökmüş durumda. Ana karakterimizin çocukluğuyla başlıyoruz ve gizemli bir şekilde ortaya çıkan, tüm oyunun geçtiği kuleye giriş yapıyoruz. Kule hakkında tek bildiğimiz şey, nesilleri tükenmiş olan Magi adındaki büyücüler tarafından yapılmış olma ihtimali. Kulenin derinliklerinde kristal bir taht buluyoruz ve tahta oturduğumuzda, çocuk zihnine çok fazla gelen görüntüler zihnimize aktarılıyor. Panikleyerek kaçıyoruz ancak yıllar geçse de bu görüntüler aklımızdan çıkmıyor. Kralın hizmetine kadar yükseliyor ve kendi ekibimizle, kulenin çağrısına uyarak geri dönüyoruz. Bu sefer amaç, ekibimizle kulenin derinliklerine inmek ve gezegene iyi gelebilecek bu muazzam güce erişmek. Oyunun hikayesi gerçek anlamda çok başarılı. Kıyamet sonrası havayı gayet iyi yansıtmışlar ve parlak zırhlı şovalyelerin günü kurtardığı, kahramanlık destanlarının yazıldığı bir ortam yok. Aksine gayet karanlık ve hataların ağır sonuçlarının olduğu bir dünya var. Ara sahneler, el çizimleri ve seslendirmeden oluşuyor. Gayet yeterli bir biçimde size hikaye başından sonuna kadar aktarılıyor. Pillars of Eternity 2’nin Hikaye Anlatımı dalında Golden Joystick adayı olduğu bir ortamda bu oyunun atlanması, lobi gücünü ortaya koyuyor. PoE 2 iyi bir oyun olsa da maalesef iki oyundur hikaye anlatımı konusunda muadillerinin gerisinde kalıyor. Ana karakterimiz oyun boyunca tahtta oturuyor ve partimizi telepati ile yönlendiriyor. Bu olay, oyuna farklı bir tat katmış. Özellikle seçim yaptığımız anlarda etkisini görüyoruz. Seçim demişken, çok fazla derinlikte seçimler yok. Ufak farklar yaratıyor sadece. Ancak bu seçimlerin partimizin bize karşı tutumunda etkisi oluyor ve pozitif veya negatif etkilere (Can yenilenmesi, Mana artışı vs.) maruz kalıyorlar.Partimiz ilk başta iki kişiden oluşuyor. Bir savaşçı ve bir okçu. 5. kata kadar ekibi tamamlıyoruz. Toplamda 7 kişiden oluşan ekibimizde büyücüsünden cücesine, tanktan mühendise farklı karakterler yer alıyor. Çok orijinal olmasalar da kendi karakteristik özelliklerini fazlasıyla hissettiriyorlar. Bu yüzden diyalogları takip etmek keyifli oluyor. Ayrıca her bir karakterin yetenek ağacı az ve öz tutulmuş. Bu da yeteneklere daha kolay hakim olmamızı sağlıyor. Birçok oyunda gördüğüm çok gözüksün diye abartılmış sayıda yetenek yok kısacası. Her bir yetenek işe yarıyor ve seviye atladıkça da geliştirme imkanınız var.Oyunun iki modu var, keşif ve savaş. Keşif modunda, klasik bir ARPG görünümünde oyun haritasında dolaşıyorsunuz. Bu modda, gerek kitap, not, günlük gibi hikaye öğelerini topluyor, gerekse de görevleri yerine getiriyorsunuz. 11 kattan oluşan kulede, oyunun hikaye öğeleri parça parça veriliyor ve her bir katta oyunun gizemleri tek tek çözülüyor. Klasik ARPG stili, Alt tuşuna basarak etkileşime girebileceğimiz objeleri göremiyoruz bu sefer. Bu da biraz piksel avcılığına sebebiyet verse de keşif hissiyatını arttırıyor ki, oyunun sizden istediği de bu. Keşfetmeniz, hikayeyi çözmeniz. Savaş kısmı aslında işin sosu.Savaşlar, tıpkı Heroes of Might & Magic serisindeki gibi keşif haritası yerine farklı arenalarda gerçekleşiyor. Bu arenaların 10-15 farklı dizaynı var. Az gibi gözükse de farklı düşman tipleri işin içine girdiği için her defasında aynı şeyi yapıyorsunuz hissi olmuyor.Savaşlarda ise en dikkat çekici mekanik olarak, zamanı yavaşlatma öne çıkıyor. Parti üyelerine komut verirken, Space tuşuna basarak zamanı yavaşlatıyorsunuz. Eş zamanlı savaş sistemi olan birçok CRPG’de zamanı durdurarak karşımıza çıkan bu sistem, yavaşlatılarak kullanıldığında çok daha eğlenceli bir hale bürünüyor. Çünkü yavaşlayan zamana rağmen yine de hızlı düşünmeniz gerekiyor ve özellikle yüksek zorluk derecelerinde hayat kurtarıyor. Zorluk arttıkça, özellikle element hasarı veren silahların ve buna bağlı zırh tiplerinin önemi de artıyor. Yine de bu konu ve taktiksellik anlamında Divinity:OS serisinin gerisinde. Savaş taktikleri daha çeşitli olmalıydı (Stealth, Flank, Disengage vs.). Farklı elementlerin etkisini hem savaş alanında hem de düşmanlar üzerinde kullanabilmeliydik. Buna çok müsait bir ortam ve düşman çeşitlilği var.Zorluk derecesi demişken, Story dahil olmak üzere her tip oyuncu için farklı zorluk dereceleri var. Mazoşist iseniz en zorda kendinize çile çektirebilirsiniz. Zorluk derecesini istediğiniz zaman değiştirebiliyorsunuz ve bir Achievement kaybına sebep olmuyor. Ne demiştik? Bu oyun, hikayesini anlatmak istiyor. Bunun için de size her türlü kolaylık sunuluyor.Kule o kadar büyük ki, içerisine ormanlar, şehirler, koca koca yapılar sığabiliyor. Bu mekanlarda sürekli olarak farklı temalarla karşılaşıyoruz. Geçmiş ve gelecek temaları, Orc’lar, Mech’ler ve Golem gibi düşmanlar çok iyi bir uyum ve mantık çerçevesinde birleştirilmiş. Bunlarla karşılaşma sıramız da son derece doğal ve mantık hatasına yer bırakmayacak şekilde açıklanıyor.Çok fazla NPC yok. Malum, dünya ölmek üzere bir de kulenin içindeyiz. Ancak yine de yeteri kadar karakterler karşılaşıyoruz ve hikayelerini dinleyip öğrenmek keyif veriyor. Yazım kalitesi yüksek. Oyunda bir de şehir ekranı var. Tek tıkla şehre dönebiliyorsunuz. Burada karakterlere seviye atlatabilir, detaylı crafting seçenekleriyle yeni ekipmanlar üretebilirsiniz veya ekipmanlarınızı güçlendirebilirsiniz. Blueprint denilen çizimleri toplayarak karakter sınıflarına ait binaları geliştiriyorsunuz ve böylece seviye atlama limitini yükseltiyorsunuz. Karakter geliştirme kısmı biraz lineer. Farklı silah tiplerine göre farklı yetenekler olsaydı, savaş sisteminde daha fazla alternatif olsaydı yeniden oynanabilirlik ciddi anlamda artardı. Çünkü tek bir oynanışta tüm karakterleri deneyebiliyoruz. Yetenek sayısının az olmasını sevsem de farklı ekipmanların bu yeteneklere daha derin etki yapması cidden farklılık yaratabilirmiş. Neyse ki, loot bol.Bağımsız bir yapımcıdan çıktığı için oyunun teknik detaylarından üst düzey işçilik beklememek gerekiyor. Hem sesler, hem de grafikler yeterli seviyede. Pozisyonel sesleri sevdim. Grafikler temiz ve detaylı. “Keşke keşke keşke” diye söylendiğim tek konu, oyunda ara sahneler dışındaki seslendirme eksikliği oldu. Ne parti içerisindeki konuşmalarda ne de etrafta bulduğumuz objelerde seslendirme yok. Çok iyi gidermiş halbuki. Müzikler, akılda kalıcı olmasa da atmosfere uygun, hafif depresif ve üzgün tonda. Özetle, teknik detaylar biraz cilasız olsa da iş görüyor. Eksi yönlerin anlaşılabilir noktası, bağımsız bir yapımcının ilk oyunu olması. Doğal karşılamak gerekir. Eksilerin yeniden oynanabilirliğe darbe vurduğu bir gerçek. Ancak lüzumsuz mekanik ve içerikten kaçınarak 50 saatlik bir oynanış sunmalarını takdir ettim. Tower of Time, çok bilinmeyen bir esnaf lokantasında yediğiniz, porsiyonu fazlasıyla bol ve doyurucu bir yemek gibi. Mischelin yıldızlı bir restoranın sunumunu ve farklı lezzetini beklememeniz gerekiyor. Çok lezzetli bir Haşlama veya İzmir Köfte gibi. Sosunda trüf mantarı, fesleğen, şarap gibi türlü türlü malzeme olmayan ancak kullanılan her malzemenin de hakkını veren bir tabak. Ne sipariş ettiyseniz o. Eğer canınız müthiş grafikli, içerisinde onlarca farklı mekanik barındıran bir AAA yapım değil de taş gibi hikayesini az ama çokça öz işlerle sunan bir oyun istiyorsa buyrun sofraya.8/10

serhat_tilas | 28 görüntülenme | 3 ay önce | steampowered
HMM... BURALAR ÇOK SESSİZ
GÖRÜNÜŞE GÖRE BİR YORUM YOK
BU FIRSATLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: